YALNIZLIK-----SENFONİLERİ



Anasayfa | Arsiv | Profilim | Rss | E-Mail
MENÜLER
Son Yazılarım

Kategorilerim
  • Siirler - Poems
  • Ataturk
  • Istanbul
  • Sen
  • Icimizdeki biz

  • Son Yorumlar

    Arama

    Arkadaşlarım


    24/4/2008 - Be hey dürzü !!

    Kategori: Siirler - Poems

    Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    20/9/2007 -

    Kategori: Sen

                                        Ben henüz şiir yazmadım

     

                                 Birgün yazarsam

     

                                 İlk şiirlerim sana olacak

        

                                             Ve ben dünyadaki

                                          

                                     İlk özel şair olacağım

     

                                 Al bu dörtlüğü

     

                                 Ve benim ilk şiirim bu olsun...

     

     

    Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    29/8/2007 - YALNZILIĞIN EN ACI SENFONİSİ

    Kategori: Sen

     

    Eğer belaya düşersen,sevgiye ve kollanmaya ihtiyacın olursa,

    Hiç bir şey ama hiç bir şey doğru gitmiyorsa gözlerini kapat ve beni düşün

    orada olacak ve karanlık geceyi aydınlatacağım

    sadece ismimi çağır ve nerede olduğumu biliyorsun

    seni tekrar görmeye koşarak geleceğim..

    kış bahar yaz yada sonbahar

    sadece çağır..

    orada olacağım..

     

    Bu ilişkiyi sen bu hale getirdin

    aşk ve dostlukla

    donattın

    yımadan usanmadan

    ve hep besleyerek

    bu senin eserin

    yoksa ben sersemin tekiydim

    bu konuda

    şimdi tadını çıkar...

     


    Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    12/3/2007 - SESSİZ RHAPSODY

    Kategori: Icimizdeki biz

                                                                       “Can çekişen aşkları da vurmalı”

     

    I

    Ebemgümeci zamanlarında çocukluk, damağımızda bir tattı. Seyisin tayını dörtnala koyuvermesini andıran muhteşem gözlerinin o bitimsiz yelesine takılan anlam; ele avuca sığmaz, uslanmazdı.

    Susmayı kuşanan bir yalandı; sevmek. Tüm dillerde asla evcilleşmeyen, hep acıya çalan bir anlamdı bu. Kalemin ziftlendiği a. G. E. Dipnotunda sen vardırn. Ve sevgi dilenciliğinden terfi edilmiş gibiydi avuçlarımız. Bu yüzden, bir insanı tanımanın riskini taşıyor sürekli, yalnızlığı ellerimizin.

     

                                                                            a

                   “Sırılsıklam bir suoku. Ancak bir dostun dosta gelmesi gibi

                   teklifsiz gözlerimiz. Yağmur ölümün parantezi. Dizboyu

                   ıslanıyorum.”

     

    II

    Kıraç bir irkilmedir, kokan dilin sürgününde aşka direnen parmaklarımızda fısıldaşan. Ateşböceği şiiri takılır sesimizin gelincik tonuna.

     

                                                                            b

                   “Sen katılaştıkça eriyorum ve anlıyorum dil iklimimizin bir

                   olmadığını. Hüznün en mahrem yerlerinde gözlerim.”

    III

    Eylül gibi oturdu hüzün köşemize. Erguvan rengi vururdu o mahfuz ellerimizin çocuksu çatlaklığını. Alnımız vakur bir sancının çizgisinde ürperirdi. Ürperirdi “Büyüyünce unutulmayanı” öğütleyen yaşımızın ve yenilmenin gürbüz sabisi. Nasıl da ölüm tadındadır minyatür sevgiler.”

     

                                                                          c

                   “Bismillah çekerek okuyoruz gözlerimizi.. Hayatımız hüzne

                   katık; bir dostun dönüşüne saklanmış ellerimiz vardır. Bildim ki,

                   öldüysem bir köpüktü kalan avuçlarımızda.”

    IV

    Aşkı konuşan cesarettir soluk alışlarımız. Gözbebeklerinin dipnotunda susan hep o çığlık; bizim savurgan hüznümüzde parçalanarak büyüyen. Lirik bir ödeşmedir, yüreklerimizde artıklaşan ödünç yitikliğimiz.

    Gözyaşları, tenhalarda boy veren şöhret; biliyorum suru geciktiren senin nefesin.

    Zaman her gün yeniden doğurur kendini, yıllanmış çocuk, ilk ustam, ilk yanılgım.

    Bir sürgüne saldım ellerimde biten, dağların ardınca yağmalanan nef-i ebed... Bir daha dönmemeyi azdıran şehir istasyonları; ayrılığın kokusuna sinen radyasyon. “Bütün sevmeler kör” diyor oradan geçen biri!

     

                                                                            d

                   “Hayatın alt alta, üst üste, yan yana değişmez toplamıydın; seni

                   sağlamayan sonuç yanıltırdı iki kere ikinin dörtlük saltanatını.”

                   Sevmek, ölümün sırtından gelişinin kolaylığıdır.”

    V

    Bir sonbahar süretinde yaşanan hüznün özleme çalan o mayhoş canhıraşlığında, yokluğun bir gece kapının eşiğine sessiz inen kışın sertliği kadar beklendik ama habersiz tıkırtısında, kapımı ardına kadar kilitliyorum.

     

                                                                            e

                   “Gözyaşı, seninle aramda kurulan son cümle ve tek lisan.

                   Gözlerim şahitliğini bozmaz imlâsız sevmenin.”

    VI

    Senin bana erken benim sana geç kaldığım bu sebebi doğum günü artığı büyümüşlük hissiyle; takvimini yolarken ölüme yakınlaştıran sevginin olgunluğunda; bu iç çekişen yüzüne ölü toprağı atmaktır en iyi oyun. Ses tonlarımızın kavına vuran yüreğimizin çıplaklığını streleyen hasır bekleyişleri; oyunun hangi perdesinde taşları eteğimizden atıp, seyircilere karşı ağlayacağız. Suflörümüzün bir sayfa atladığını ve ezbere yaşayamayacağımızı ne zaman itiraflarımızın en saf çocuksuluğuna oturtarak hıçkıracağız.

     

                                                                            f

                   “Kendim için şarkı söylemeyi sürdüreceğim; öünkü ne mutlu

                   bana ki hâlâ pişmanlık sözcüğünün ne anlama geldiğini

                   biliyorum.”

     

    VII

    Diriliğimiz, su yangını tebessümlerimizin ucuna iliştirilmiş ateşe üryan yan(gın)ımız; Uhdud. Kurşuni ağıtlarla ödeşmeyi bili, ölüme öğrab gözlerimiz. Bu görücü usulü ezber ölümlerin müsveddesi yüzüne okunmamış sevginin hantal bakışlarının ıslahı; tırpan sallayan bileğin emeğinde dokunur mısrası, kalemin çığlığının. Dizginleri kopar yumruklarımızın, aşktan bihaber sokakların alnına.

     

                                                                            g

                   “Biz meydanların aşka tercümelediğimizde; yumruklarımızda

                   sağalan hıncımızdır, çocuklarımızın adı.”

    VIII

    Ben değilim hüznün astarındaki suç; işportacı ağzına yakışan yalvarışları, o sevdanın mukaddimesi kılan. Her aşk, ateşin kanununu çalar; düştüğü yeri yağmalar ve avazımız en iyi fondur bakışlarımıza. Yanağımıza çarpan ağlamaklığımızla biz, kopardığımız gül kadar ömürlü gülümseyişimizle kapanmaz tırnak işaretleriyiz hayatın.

     

                                                                            ğ

                   “Hiçbir kelimenin bu harfle başlamadığı yalandır. Ne giydiysek

                   yakışmadı bize çıplaklıktan başka.”

    IX

    Sen öyle dur çerçevesiz gülümseyişinle, hüznü gözlerine tak ve ölümse!..

     

    Gonca ÖZDEN

    Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    12/3/2007 - Mırıldandıklarım..

    Kategori: Icimizdeki biz

     

    Kırdım mı incittim mi birilerini

    Kimleri kazandım, yitirdiklerim kimler.

    Kendimi yeniledim mi yazdıklarımda?

    Yeniden düşünmeliyim

    Dostluklarımı, ilişkilerimi

    Gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı

    Yitirdim mi yoksa masumiyetimi?

    Borçlarımı ödedim mi?

    Doğru seçtim mi soruların fiillerini?

    Tırnaklarım kesilmiş, dişlerim fırçalanmış, saçlarım taranmış,

    giysilerim ütülü, odam düzenli mi?

    Geri verdim mi aldıklarımı:

    Aşkları, dostlukları, sevgileri, güvenleri, bağları,

    Kitaplara, sayfalara, satırlara borcumu ödedim mi?

    Yokladım mı duygularımı

    Hâlâ sevebiliyor muyum insanları?

    Ovmalı gümüşleri, bakırlarımı; cila geçmeli ahşaplarıma

    ovmalı umutları

    Saklı tutmalı gelecek inancını, yarınları eksik etmemeli ağzımızdan

    Ey uzak akrabalarım, üvey aşklarım

    Mevsim sonu dostlarım, işporta malı ayrılıklar

    Arkadaş ölümleri, dost hançerleri, talan ettiğimiz zulalar

    Gece telefonları, ıssız konuşmalar

    Mağrur incelikler, vurgun yemiş ilişkiler

    Uçurum duygusuyla yaşadığımız hayat ey

    O kadar çok anlattım ki

    Kendime kaldım anlatmaktan...

    Bunaldım kendisiyle boğuşmasını

    başkalarında çözmeye çalışan insanlardan

    Usandım sözcük oynamalarından, tılsımlı sıfatlardan,

    Ofset duyarlılıklardan

    Kaç zamandır duru, yalın, çalışkan, iyi insanlar özlüyorum

    'içtenliğin' ya da 'dünya görüşünün' kirletmediği

    Kendime bir yeni yıl kartı yazarak bunları diliyorum

    Aranıp duruyorum adresini yitirdiğim insanları

    vitrin camlarına yansıyan yüzlerde

    Bilmiyorum kalmış mıdır adresini yüzlerinde taşıyan insanlar

    Hâlâ bir umut var mıdır

    Çikmaz bir sokağa benzeyen bu avare avunması vitrinlerde

    Ne çıkmaz sokaktayım ne de mutsuz

    Sadece rüzgarlardan daha güçlü olmak istiyorum o kadar

    Açık denizlerde nice yolculuklara yelken açarken

    Kış güneşinin mutlu ettigi bir kedi gibi mutlu, emin, tasasız

    Sere serpe ve keyifli olmak tek isteğim ve dileğim

    senin ve benim, yani bizim için...

     

    Murathan MUNGAN

    Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    12/3/2007 - Benim gibi"İyi ki"diyenlerdenseniz..Keşke!

    Kategori: Icimizdeki biz

    Teypte eski bir Cohen şarkısı: "Yolumu gözleyen bir kadını terk ettim / karşılaştık bir süre sonra /‘Gözlerinin feri sönmüş’ dedi bana: / ‘Aşkım, ne oldu sana?’/ Böyle gerçeği söyleyince / ben de doğru söylemeye çalıştım ona / ‘Senin güzelliğine ne olduysa’ dedim, / ‘benim gözlerime de o oldu’.

    ***

    8 - 10 dizeye sıkışmış hazin bir aşk hikayesi...

    Buruk; kırılmış oyuncaklar kadar...

    Ve yenik; "keşke"li cümleler gibi...

    Bu sözcüğü kaç konuşmanızın başına eklemişseniz onca ıskalamışsınızdır hayatı...

    Dört mevsimlik bir sene olsa ömür, "keşke", onun güzüne denk gelir.

    Hepten vazgeçmek için erkendir, telafi etmek için geç...

    Mağlubiyetin takısıdır "keşke"...

    Kaçırılmış fırsatların, bastırılmış duyguların, harcanmış hayatların, boşa yaşanmış ya da hakkıyla yaşanamamış yılların, gecikmiş itirafların ağıtıdır.

    Çarpılıp çıkılmış bir kapıda, yazılıp yollanmamış bir mektupta, göz yumulmuş bir haksızlıkta, vakit varken öpülmemiş dudakta, dilin ucuna gelip ertelenmiş bir sözdedir.

    Feri sönmüş bir çift gözde ya da yitip gitmiş bir güzelliğin ardından iç çekişte...

    "Yolunu gözlemeseydim", "öyle demeseydim", "terk edip gitmeseydim", "en güzel yıllarımı vermeseydim" diye diye sızlanır gider.

    ***

    "Keşke"nin panzehiri "iyi ki"dir.

    İlki ne kadar pısırıksa, ikinci o denli yiğittir.

    "Keşke", çoğunlukla bir "ahhöla kopup gelir ciğerden... esefler, hayıflanmalar, yerinmeler sürükler peşinden...

    "İyi ki" ise, muzaffer bir "ohhöla büyür; cüretiyle övünür.

    "Keşke"li cümlelerde nasıl yaşanmamışlığın, yarım kalmışlığın o ezik tuzu kuruluğu varsa, "iyi ki"lilerde de göze alabilmişliğin, riske girebilmişliğin, tadına varabilmişliğin mağrur yaraları kanar.

    Okulu hiç kırmamışsınızdır, sinemada öpüşmemişsinizdir; dokundurtmamışsınızdır kendinize, bir kez olsun gemileri yakmamışsınızdır.

    Konuşmanız gerektiğinde susmuş, koşacağınız zaman durmuş, sarılacağınız yerde kopmuşsunuzdur.

    Bir insana, bir işe, bir davaya ömrünüzü adamışsınızdır.

    O insanın, o işin, o davanın, bunu hak etmediğini sezmenin hayal kırıklığındadır "keşke"...

    "Şimdiki aklım olsaydı" dövünmesindedir.

    Geriye dönüp baktığınızda, ayıplara, yasaklara, korkulara, tabulara feda edilmiş, "Ne derler"e kurban verilmiş, son kullanma tarihi geçmiş bir yığın haz, bilinçaltından el sallar.

    "Keşke"cilerin hayatı, kasvetli bir pişmanlıklar mezarlığıdır.

    "İyi ki" öyle mi ya!...

    Onda, yara bere içinde de olsa, yana yana, ama doyasıya yaşamış olmanın iç huzuru ve haklı gururu haykırır.

    ***

    "İyi ki"lerinizi toplayın bugün ve "keşke"lerinizden çıkartın.

    Fazlaysa kardasınız demektir.

    Aldırmayın yüreğinizdeki kramplara, mahzun hatıralara... Rüzgarlarla koştunuz ya...

    "Keşke"leriniz, "iyi ki"lerden çoksa...

    Telafi için elinizi çabuk tutun.

    Tutun ki, yolunuzu gözlerken terk ettiğinizle bir gün yeniden karşılaştığınızda siz susarken, feri sönen gözleriniz "keşke" diye nemlenmesin...

    Can DÜNDAR

    Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    10/3/2007 - ARTIK ALDANMAK İSTEMİYORUM!!

    Kategori: Siirler - Poems

    Artık aldanmak istemiyorum.Beni sevgilerin ölümsüzlüğüne inandır,korkulardan,şüphelerden kurtar.

    Hiç aldanmamışların o engin iç rahatlığına hasretim.Ayıkla,ayırt beni.

    Bütün insanlar aldanıyormuş,sürekli bir aldanmaymış yaşamak…

    Ne çıkar?Ben artık aldanmak istemiyorum ya Sen ona bak !…

    Onun için seni erişemeyeceğin bir yere çıkarmayacağım,olduğun gibi seviyorum seni.

    Olmanı istediğim gibi değil!Hiç olmayacağın gibi değil! Nerdeysen orda dur,nasılsan öyle kal…
    Bütün mevsimleri bir günde,bütün yılları bir mevsimde yaşamaya razıyım seninle.

    Yanımda olduğun zamanlar nasıl aydınlık oluyorum,nasıl içim huzurla doluyor,görmüyor musun?

    Gözlerimin derinliğine bakma başın dönmesin.Gelecek günleri düşünme,korkma büyük hazlar yaşamaktan.

    Erişemeyeceğin hiçbir mutluluk yok.Yaşamadım diyeceğin hiçbir günün olmayacak benimle.
    Hiç aldatma beni ,hiç yalan söyleme! Bir gün aldatsan bile aldandığımı senden öğrenmeliyim önce.

    O zaman ölsem de mutlu ölürüm inan.Birazda olsa inanmış ölürüm.
    Aldanmak…En büyük yıkıntısı iç dünyamızın.

    Aldanmak…Ses veren üç telimizden birinin kopması.

    Aldanmak…O en son,fakat en keskin kabullendiğimiz gerçek.Sen hiç aldatma ne olur?

    Yıkılışımda sevgim kadar büyüktür benim.

    Bırak,kalbimden ses veren bütün teller ben yaşadıkça sana inanmayı söylesin.

    Sana kayıtsız,şartsız inanmak olsun;bütün kazancım yaşamaktan.

    O zaman her şeye katlanırım.Korkularda,endişelerden uzakta her saniye yaşadığı bilirim.

    Çaresizler beni korkutmaz.Şu aşağılık dünyanın hiçbir acısı seni sevmeyi unutturamaz bana.
    İnanmak;seni düşündükçe söylediğim bir şarkı olmalı dudaklarımda.

    İnanmak;gökyüzünü n en karanlık zamanında bile görebileceğim bir yıldız olmalı.

    Dağlardan,denizlerden esen serin rüzgar gibi,senden gelen bir şey olmalı inanmak.

    Kimi gün kalem olmalı parmaklarımda,kimi gün kulağımda musiki,gözlerimde ışık olmalı.

    İçtiğim suda,yediğim ekmekte sana tüm inanmanın tadını duymalıyım.

    Her sabah ilk ışık,sana inanarak yaşayacağım mutlu bir gün getirmeli bana.

    İşte o zaman yokluğuna bile dayanabilirim,özlemlerim daha derin bir anlam kazanır.

    Seni beklerken şüphelerin o kahredici zehiri ile,geciktiğin her saniye bir daha ölmem…
    Artık aldanmak istemiyorum.

    Seni aldatmak zevkinden mahrum edeceğim.

    Beni aldatmanın acısını da sevincini de hiç tattırmayacağım sana.

    Çünkü aldattığın zaman;yemin ediyorum yeryüzünde olmayacağım.

    İnanmışlığım ölüme kadar sürsün bırak.

    Zarımı son defa senin için atıyorum…

    Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    9/3/2007 - Aşk

    Kategori: Sen

    Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    9/3/2007 - Yaralı Kalbim

    Kategori: Siirler - Poems

    Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    23/2/2007 - Çocuk gibi tiril tirilliğinle..

    Kategori: Siirler - Poems

     

    Çocuk gibi tiril tirilliğinle kucaklardım seni..
    Yazlar ve unutuşlar geçerdi.
    Günlerin güneşini içerdim.
    Sessizce aşkın teri dolardı kucağıma...
    Fıçılarda damıtılmış şarap renginde şafak...
    Ayaklarının bastığı kumlara basardı ayaklarım...
    İnce güzelliğin senin
    seni kuşatan gökyüzü kadar sadeydi...
    İnsan güzelliğin senin..
    Katıksız merakın.. Katıksız şehvetin ve sevincin..
    Dünyaya bir güzelliğin../.. narinliğini
    anlatmak için gelmiş gibiyim..
    Denizin çarptığı kumsal ve bunaltıcı yaz gecesi..
    Dünyaya bir yaz gecesinin bunaltısını
    anlatmaya gelmiş gibiyim.

    Ey bırakıp gitmek...
    Yıldızlar ve taptaze bir şey...
    Bir aşkın pırıl pırıl edişi seni...

    Boynunun ve omuzlarının narinliği..
    Dudaklarının üstündeki ter damlası...
    Kayar gibi uzanışı kollarımda vücudunun..
    Beyaz bir ırmak gibi...

    Yaşanmış ve yaşanacak bütün aşkların
    baygınlığını yaşamak seninle...
    Vücudun üstüne yazdığım bu şiir
    senin bir zamanki güzelliğinin kanıtı gibi kalmalıdır..
    Sevgilim, gövden sinerdi gövdeme..
    Çocuk ve günahkâr başın dinlenirdi omzumda...

    Her şey bitiyor ve yorulduğumu düşünüyorum
    Akşama yemek hazırlıyor bir kadın..
    Kocası, gömleğinin kollarını kıvırmış
    camdan bakıyor...
    Terzi kızlar atölyeden çıktılar.
    Akşam hazırlığı... Hüzün...

    Bir odada beni beklediğini düşünüyorum..
    Seninle dolu bir oda..
    Seslerimiz tanıdığında birbirini
    ve gülüşlerimiz..
    Ve hüzünlerimizin anlaşıldığında kardeş olduğu..
    Boynunu yeniden sevgiyle öperim
    parmaklarının ucunu...
    Gençliklerimizin birbirine

     karıştığı düşüncesiyle çoğalarak...

     

    .....Ataol BEHRAMOĞLU....


    Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    <- :: Sonraki Sayfa ->
    Mixed Martial Arts
    Free Web Counters
    Mixed Martial Arts
    TV'de Bugün